Sayfalar

Filistin Meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Filistin Meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2013 Çarşamba

Siyon alaylarının teorisyeni italyan faşizminden etkilenmiş maceracı Jabotinsky

siyon alaylarının teorisyeni italyan faşizminden etkilenmiş maceracı jabotinsky
Siyon alaylarının teorisyeni italyan faşizminden etkilenmiş maceracı jabotinsky



İsrail Devleti'nin kurulmasında önemli bir rol oynayan militan Siyonist Revizyonist hareketin kurucusu Viladimir Jabotinsky...  

***

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'ne karşı, gönüllü Yahudi Alayı oluşturarak savaşma fikrini ilk ortaya atan Rus Yahudisi Viladimir Jabotinsky'dir (1880-1940). Odessa'da orta halli Musevî bir ailenin çocuğu olarak doğan, gençliğinde Rus edebiyatına sevdalanan Jnbotinsky'nin 16 yaşında yazdığı ilk şiirleri Odessa'dakl yerel basında çıkmıştır. Bîr süre İsviçre'de okuduktan sonra İtalya'ya geçen ve bu ülkeyi İkinci vatanı olarak benimsediğini anılannda anlatan Jabotinsky, Risorgimento yazarlarındanMussolîni'ye uzanan çizgide İtalyan siyasal düşüncesinden etkilenmişti. Doğu Avrupa ve Rusya'da, Yahudi düşmanlığının toplu katliamlara dönüşmesi sebebiyle bir çok Siyonist lider gibi o da Museviliğini hatırlamış ve kurtuluşu Dr. Herzl'in reçetelerinde aramaya başlamıştı.

Kısa sürede Dünya Siyonist Örgütü'nün en etkileyici hatibi olacak ve faaliyet sahası olarak Rusya'yı seçecek olan Jabotinsky'nin Siyonizme ilgisi Rus edebiyatçı Maksim Gorkiye göre. "Rus Edebiyatı için büyük bir kayıp" olmuştu. Siyonizm hayali, onu 1908'de Jön Türk devrimi sonrası kurulanSiyonist Derneği'nin propagandacısı olarak İstanbul'a sürükleyecekti. Görünürde, Anglo-Levanten Bankacılık Anonim Şirketi'nin yöneticisi, gerçekte Siyonizmin temsilcisi olarak istanbul'a gelen Dr.Jacobson'un yardımcılığını, o sırada tanınmış bir yazar olan Vladimir Jabotinsky üstlenmişti. Yahudice gazeteler satın alınmış, Celal Nuri (İleri) Bey'e bir gazete çıkarttırılmış, satın alınmıştı. Selanik'i adeta "İkinci Kudüs" olarak gören  Jabotinsky,   birinci   Kudüs'ün hayaliyle yanıp tutuşuyordu.

İstanbul'da kaldığı kısa dönemde, özellikle Jön Türkler arasında aktif olarak çalışmış, Türkiye ve Türkleri yakından tanımıştır. Bu dönemde daha sonraki yılların aksine genelde Türkler hakkındaki düşünceleri olumludur.


Faşizmin Siyonist destekçisi

1930'larda İtalyan Faşist Hareketi'ne de destek verecek olan Jabotinsky, liberalizmin ölü ve geçersiz bir doktrin olduğuna inanmaktaydı. "Günümüz ahlâk kuralları içinde çocuksu hümanizmin/insancıllığın yeri yoktur" diyen Jabotinsky'e göre dünya siyasal yaşamını şekillendirecek manivela sadece güçtü. "Komşusu ne kadar  iyi ve candan olursa olsun, ona inananlar aptaldır. Adalet, bileği güçlü olanın ve bu bileği büyük bir ısrarla isteklerini gerçekleştirmek için kullananındır" sözü, onun dünyaya bakışını da ortaya koymaktadır. 1913'de yazdığı "Irk Üzerine" adlı makalesi ile ırkçı düşünceler taşıdığı, hatta Musevilerin Âri ırktan üstün olduğunu ileri sürdüğü için "Vladimir Hitler" lakabıyla tanınacaktır.

1932'de   İngiliz   mandasındaki Filistin'de  "Betar" adlı   ırkçı  bir örgüt kuracak, simgesi kahverengi gömlek  olan ve   ''Doğu için İtalyan düzeni" sloganını benimseyen bu örgüt, Mussolini'nin Faşist gençlik örgütünün bir benzeriydi. Jabotinsky 1935'de verdiği, bir beyanatta "Biz bir Musevî imparatorluğu istiyoruz. Akdeniz'de bir İtalyan İmparatorluğu gibi, Doğuda da bir Yahudi İmparatorluğu olmalıdır" diyordu. Jabotinisky'nin bu hayat serüveni ve düşünce yapısı, onun Çanakkale'deki Yahudi Alayı'nı hangi havalı ve ırkçı düşünceler üzerine kurduğunu anlamamızı sağlıyor. Avrupa kökenli Eşkenazilerden bir Yahudi İmparatorluğu oluşturma fikriyle 1933'de italya'da Mussolini'nin yardımı ile askeri bir okul açan ve Filistin'e sevk edilen bu askerlerle yerli Araplara veAraplaşmış Yahudilere (Sefardimlere) karşı kanlı savaşlar yapan Jabotinsky tam bir maceracı ve hayalperesttir.     


Viladimir Jabotinsky  


"Osmanlı ölmeli"

II. Meşrutiyetin hemen ardından Anglo-Levanten Anonim Şirketi'nin ikinci adamı olarak bir süre istanbul'da   kalan Jabotinsky  Türkiye hakkında ilginç gözlemlerde bulunmuştur.
1917'de yayınlanan "Turkey and the War" (Londra 1917) adlı kitabında Birinci Dünya Savaşı'nın çıkış  nedeninin İtilaf Devletieri'nin iddia ettiği gibi Alman militarizmi değil, Şark meselesi olduğunu ileri sürmüştür. Savaşın, Osmanlı Asyası'nı paylaşmaktaki ahenk yoksunluğundan çıktığını söyleyen Jabotinsky'ye göre Almanya tüm Osmanlı'yı himaye kanadına almak bahanesiyle Şarkın zenginliklerine sahip çıkmak isterken, Fransızlar Suriye'ye, İngilizler Mezopotamya'ya, Rusya Doğu Anadolu ve Boğazlara, Yunanlılarla İtalyanlar İzmir'e göz dikmişlerdi. Ona göre. "Mirasın paylaşılması için önce mirası bırakanın ölmesi gereklidir."

Yaşayan bir varlığın yok edilmesindeki ısrarın kendisine acı verdiğini itiraf eden Jabotinsky, Türkleri,"İyi, dürüst, alçakgönüllü, misafirperver ve cengâver" millet olarak tanımlamakta; ancak Türklerin siyasî oyunların ve dış politikanın çıkar üzerine kurulduğunu bilmediklerini ileri sürmekteydi. Ona göre II. Abdülhamid'e Avrupa'da muhalefet etmiş olan Jön Türkler, Avrupa'yı bildikleri halde kendi ülkelerini bilmemekte, buna karşılık onlara karsı çıkanlar kendi ülkelerini bildikleri halde Avrupa'yı tanımamakta idiler. Kör bir adamın, bacakları olmayan fakat gözleri gören bir adamı sırtına alarak ilerlediğinin anlatıldığı bir Arap hikâyesini anlatan Jabotinsky, sözlerini su cümlelerle bitirir: "Ne var ki, Jön Türkler örneğinde bunun tersi olmuştuBacaksız olan taşımak ve kör olan da onun yönünü tayin etmek zorunda bırakılmıştır"Jabotinsky'ye göre II. Abdülhamid ve öncesi dönemde Osmanlı yönetimi, millet sistemini başarıyla uygulayarak azınlıkların tüm sosyal, dinî ve ilmî serbestliklerini tanımış ve korumuş, ama ısrarla siyasî iradeyi onlardan esirgemişti.


Genç Türkler ise bu dengeyi tepetaklak etmişler, bir yandan azınlıklara siyasî iradeyi kullanma hakkı verirken diğer yandan onların sosyal, dinî ve ilmî serbestliklerini devlet kontrolüne almaya çalışmışlardı. Jabotinsky'e göre bu gidiş Osmanlı ülkesindeki azınlıkları tedirgin etmiş ve onları "Büyük göçlerin"kucağına itmişti. Ona göre artık eskiye dönmek mümkün değildir. Artık Jön Türklerin azınlıklarla ilgili yapacağı her yenilik, onların ayrılıkçı heveslerini   arttırarak  devlettenkopmaları için gerekli zemini hazırlayacak ve bu da Türkiye'de Türk hâkimiyetinin sonu olacaktır. Jabotinskyye göre Türkler, bölünmeye ve millî devletlerin kurulmasına izin vermelidir. "Osmanlı împaratorluğu'nun yıkılmasını isteyen, Türk ırkının düşmanı değil, aslında dostudur"' diyen Jabotinsky, imparatorluğun yıkılması için Rusya ve İngiltere'nin işbirliği yaptığını, bunun için Boğaz operasyonunun bir an önce Osmanlı devletini yok etmeye yönelik olduğunu, kendilerinin (Yahudilerin) de bu yıkımın gerçekleşmesi sonucu "Millî Yahudi Devletini" kurmak için bir alayla Çanakkale'de ingiliz ordusu saflarında yer aldıklarını belirtir. Aslında Jabotinsky, bu devletin bir an evvel kurulması için, kurulan Yahudi  Alayı'nın   Filistin'de çarpışmasını istiyordu.

Siyon Katır Alayı 


Siyon Birliği'nin kurulması konusunda yoğun çabalar gösterimiş olan Jabotinsky'e en büyük destek bir başka Rus Yahudisi, Joseph Trumpeldor'dan gelmişti. Eğitimini Rusya'da yapan ,1904-1905 Rus-Japon Savaşı'na Rus ordusunda katılan, sol kolunu kaybettiği için Çar'ın en büyük şeref madalyalarından birine sahip olan Trumpeldor, daha sonra Filistin'e göçmüştür. İlk kez Aralık 1914'de Mısırda Gabbari Göçmen Kampı'nda Jabotinsky ile karşılaşan Trumpeldor, ondan farklı olarak kurulacak gönüllü Siyon Birliğinin Osmanlı Devleti'ne karşı illâ Filistin'de çarpışması gerekmediği, hangi cephede olursa olsun ingiltere'nin yanında yer almanın daha gerçekçi olduğu görüşündedir. Aralarındaki bu farklı yaklaşıma karşın iki  23 Şubat 1915'de gönüllü Siyonist birliği oluşturulmasının öncelikle ele alınması noktasında anlaşırlar.

Gönüllüler toplanıyor


Nobel Petrol Şirketi temsilcisi M.A. Margolis'in apartmanında toplanan Jabotinsky, Trumpeldor, Kudüs'ten Dr. Weitz, Filistin'deki Risonler Siyon Kolonisinden V. Z. Gluskin, Ziraat Uzmanı J. Ettinger ve Amerikalı turist G. Kaplan prensip olarak Musevî müfrezesinin oluşturulmasında anlaşırlar. Bir hafta sonra göçmen Yahudilerin kümelendiği Mafruz kampında bir toplantı yapan Jabotinsky ve arkadaşları, yüzün üzerinde Yahudi gönüllüden bu orduya katılacaklarına dair imza alarak
Mısır'daki İngiliz Komutan General Maxwell'e dilekçeleriyle iletirler. General, savaşın o anki durumu göz önüne alındığında Filistin'de bir cephe açılmasının mümkün olmadığını, fakat Siyonistler ısrar ettikleri takdirde onlardan bir katır alayı oluşturarak cephane ve malzeme taşımak amacıyla Çanakkale'ye gönderebileceklerini belirtir. Jabotinsky, aslında Osmanlı'ya karşı İngiltere'nin yanında savaşma konusunda hem-fikir olduğu halde, Filistin'de savaşmayı tercih ettiğinden ve "Katır Alayı" adının onur kırıcı olması sebebiyle buna karşı çıkmıştı. 

Jabotinsky, Londra'ya giderek Siyonist liderlerle görüştü. Ona en büyük destek pasaportunu taşıdığı Rusya'dan geliyordu. Çünkü Rusya, güneyde açılacak yeni bir cephe ile Kafkasya ve Galiçya cephesinde -kendi iç sorunlarının da etkisiyle- kendisini zorlayan Osmanlı'ya yeni bir cephe açmak istiyordu. 

"Filistin'e giden yol" 


Jabotinsky'nin itirazlarına, "Türkleri Filistin'den atmak için onlan ezmek zorundayız. Buna ise Kuzeyden mi Güneyden mi başlamışsın, bu sadece bir taktik meselesidir. Nasıl olsa her yol Siyon'a çıkar" diyerek karşı çıkan Joseph Trumpeldor, General Maxwell'e gönüllü Siyonistlerden oluşacak bir katır alayı kurulması teklifini kabul ettiklerini bildirir ve fikri tek başına uygulamaya koyar. Yıllar sonra Jabotinsky de onun haklı, kendisinin haksız olduğunu bildirerek"Filistin'e Çanakkale'den giden yol doğru yoldur" itirafında bulunmuştu.

İsin  bu  aşamasında  İngiltere hemen devreye girdi. 19 Mart 1915'de İngiliz ordusundan Albay John Henry Patterson, gönüllü Musevî birlikleri eğitmek ve yetiştirmek amacıyla Mısır'a yollanır. Bu gelişmenin en dikkate değer yanı, İtilaf Devletlerinin Çanakkale Boğazı'ndaki deniz savaşında bozguna uğradıkları 18 Mart 1915'den hemen sonra hızlanışı ve olaydaki İngiliz etkinliğinin giderek bir resmiyet kazanmasıdır. Altıyüz elliyi aşan gönüllüyü eğitecek olan Patterson 1916'da yazdığı "Siyonistlerle Gelibolu'da"(Withthe Zionist in Gallipoli, Lorıdon 1916) adlı eserinde belirttiğine göre, gençliğinden beri Musevî tarihi gelenek ve inançlarını yakınen incelemiş, bir başka ifadeyle bu tür misyonlar için önceden yetiştirilmişti. Patterson'un Siyonistlere ilgisi 1915 Çanakkale Savaşı'ndan sonra da sürecek, 1915'de Çanakkale'de Siyon Katır Alayrna kumanda ettikten üç yıl sonra da onların başında Filistin'e girecekti. 1940'da ise Siyon ordusu kurulması için gazetelere makaleler yazacak ve ABD yönetimine mektuplar gönderecekti.Patterson'un üç hafta gibi kısa bir zamanda Gibbori kampında eğittiği beşyüzü aşkın asker, yirmi subay ve 750 katırdan oluşan "Siyon Katır Alayı" muharebe için gerekli teçhizatı da kuşanmış ve yakalarındasarı renkli Davut Yıldızı işlenmiş olarak II. M. Ilynıet-tus ve H. M. Ânglo-Egyptian adlı İngiliz gemilerine yüklenerek 17 Nisan 1915'de Gelibolu'ya hareket ederler.

Siyon Katır Alayı, Seddülbahir yöresine ayak basar basmaz asıl görevi müttefik askerlere askerî malzeme ve yemek taşımak olduğu halde, kendisini savasın içinde bulmuş ve Türk ordusuna kurşun sıkma emeline de nail olmuştu. Açılan ateş sonucu ürken katırlar da, düşman süvarileri sanılarak Türk askerlerince kurşunla durdurulmuştu. Çanakkale'de 8 er ve 47 katırını kaybeden Siyon Katır Alayı, her ne kadar Sir Ian Hamilton'urı yazılı takdirine mazhar olsa ve madalya ile taltif edilse de İngilizleri yenilgiden kurtaramaz.   Albay   Patterson'un diliyle "Gelibolu Harekâtı, İngilizlerin silahlarının konuştuğu en büyük yenilgi olarak tarihe geçer".Ancak jabotinsky, Siyonizm   açısından   mutludur.   Ona göre, Balfour Bildirisi ilânını Çanakkale'deki Siyon Katır Alayı'na borçludur. 

Beş bin kişilik Lejyon 

Çanakkale Muharebesi bittikten sonra gönüllü Siyonist birliği önce Midilli Adası'na, oradan da İngiltere'ye gider. İngiliz Hükümeti 1917'de bu birliği İrlanda'da çıkan bir isyanı bastırmak için kullanmak ister. Fakat bunu Siyonist liderler kabul etmezler. Bundan sonra birlik dağılır. 1918'de 5.000 kişilik bir güç olarak yeniden kurulur.

Başta Aaransohnlar olmak üzere Yahudi casusların oluşturduğu ortamı çok iyi cleğerleclirmek isteyen Jabotinsky, 1917 baharında İngiliz Savaş Bakanı Lord Derby'yi ikna ederek derhal hazırlıklara girişir. İngiltere Musevileri her ne kadar projeye karşı çıksa da Siyonizmin lideri Weizmann, projeye "ye yeşil ışık yakmıştır. Filistin'de Yahudi lejyonu oluşturma görevi, Çanakkale'de olduğu gibi Albay Patterson'a verilir. Çanakkale'deki Siyonist Katır Alayı'nın Muharipleri, Lejyon'un çekirdeğini oluşturuyordu. Arap ve Rusya'dan gelen gönüllülerle takviye edilen Yahudi lejyonununda Jabotinsky, teğmen rütbesiyle Patterson'un kurmay başkanlığına getirilir. Ekibe Ben Zvi ve Ben Gurion da onbaşı olarak katılırlar. Şubat 1918'de Londra'da bir geçit resminden sonra beşbin kişilik lejyon, Japon destoyerleri ile İskenderiye'den Filistin'e gönderilir. General Allenby'nin Filistin'i işgalinde aktif görev alan ve onun birliklerinin altıda birini oluşturan Yahudi lejyonu Türk Ordusu'nu doğusundan vuracaktır. Bu orduda, Allenby'nin Filistin'de zafer kazanmasında en önemli istihbarat görevi ifa eden Sarah Aaronsohnların küçük erkek kardeşleri Alex de yer almıştı. Bu orduyu sevinç içinde Filistin'de karşılayan Yahudiler"Çanakkale'deki Siyon Katır Alayı oğlumuzdu; bu siyon ise torunumuzdur" diyorlardı. ■

Bibliyografya:
1.  Mim Kemal Öke, Kutsal Topraklarda Siyonistler ve Masonlar, İstanbul 1991, 3. Baskı, Çağrı Yayınları
2.  Mete Tunçoku. İsrail'in Kuruluşuna Varan Gelişmeler İçinde Çanakkale Savaşlarının Önemi. Belleten, Nisan 1991, No: 212

Ahmet Fettahoğlu
Tarih ve Düşünce Dergisi
 Haziran 2002

Viladimir Jabotinsky ve ailesi

Siyonizm Nedir?

Siyonizm Nedir?
Siyonizm Nedir?


Filistin dışındaki bütün Yahûdîleri “arz-ı mev’ûd” (vâd edilmiş toprak)ta, yâni Filistin’de toplamak ve sonra da hazret-i Süleyman’ın mâbedini, Siyon Dağına yeniden inşâ etmek, Yahûdîleri bütün insanlığa üstün kılmak ideali.

Mûsâ aleyhisselâm Mısır’dan çıkıp, Kızıldeniz’i geçtikten sonra Tur Dağının bulunduğu Sînâ Çölüne (Tih Sahrasına) gelerek Yahûdîlerle kırk yıl kadar burada kaldı. Onları Filistin topraklarında yerleştirmeyi vât etti. Fakat Mûsâ aleyhisselâm, Filistin topraklarına girmeden daha Şeria Vâdisindeyken vefât etti. Yahûdîler, bundan dolayı Filistin’e arz-ı mev’ûd (vâd edilmiş toprak) demişler ve oraya yerleşmek en büyük idealleri olmuştur. Târih boyunca bunun için çalışmışlardır. Hazret-i Süleyman zamânında buraya yerleşmeye muvaffak olmuşlardır.

Siyonizm ve siyonistin ne olduğunu anlamak için önce Siyon’un ne olduğunu bilmek gerekir. Siyon, hazret-i Süleyman’ın Kudüs (Yeruşaleym)te, mâbedini yaptığı dağın ismidir. İşte siyonizm; Yahûdîlerin, hazret-i Süleyman zamânındaki gibi Filistin’de toplanıp, mâbetlerini Siyon Dağına kurarak bütün milletlerin Yahûdîlere esir ve köle olması, böylece Yahûdî Cihan hâkimiyetinin kurulması idealleridir. Yahûdîlerin mukaddes kitapları olan Ahd-i Atik’te yerine getirilmesi, sâdece mabedin varlığına dayanan yüzlerce emir bulunmaktadır. Dolayısıyla mâbed olmaksızın Yahûdî dîninin şartlarının yerine getirilmesine imkân yoktur.


Bu mâbet, Asur Kralı Buhtunnasar’ın Kudüs’ü işgâli sırasında yıkıldı. Daha sonra Keyhüsrev, ikinci defâ yeniden inşâ ettirdi. Mâbet, Romalı Titus tarafından M.S. 70 yılında yıkıldı. Yahûdîler dağıtıldı. Bu târihle Kudüs’ün Yahûdîlere olan bağlılığı son buldu. M.S. 123 yılında Mescid-i Aksâ’yı Bizanslılar tâmir edip, Kudüs’e İlyâ ismini verdiler.

Yahûdîler, Romalılar tarafından mâbetleri yıkılıp, Filistin’den sürüldükten sonra, Filistin’de devlet kuracak, onları esirlikten kurtaracak bir mesih beklemeğe başladılar. Târih boyunca çeşitli kimseler mesihlik iddiası ile ortaya çıkmıştır. Bunlardan birisi de İzmirli Yahûdî Sabatay Sevi (1626-1676)dir. En sonuncusu da 1868’de Yemen’de çıkan Şukr-el Kubeyl’dir.

Yahûdîler, Filistin’de devlet kurmak için teşkilâtlanmaya 17. yüzyılda başladılar. 1695 yılında İngiltere’de Oligar Paulli adlı Yahûdî III. William’a mürâcaat ederek Filistin’de bir Yahûdî Devleti kurulması husûsunda yardımını talep ettiler. Bu mücâdeleleri bağımsız İsrail Devletinin kurulduğu 14 Mayıs 1948 yılına kadar devam etti. (Bkz. İsrail)

İsrâil Devletinin kurulması için en büyük gayreti gösteren Theodor Herzl hâtıralarında şöyle demektedir:

“27 Şubat 1896’da Daily Chronicle Gazetesi’nde, Yahûdî Devleti dolayısıyla milyoner Sir Samuel Montagu ile yapılmış röportajım yayınlandı. Montagu’ya göre birisi Filistin’i Türklerin Sultanı’ndan iki milyona satın alabilir!

19 Haziran 1896 akşamı Newlinsk, kötü haberler ve asık bir suratla Yıldız Sarayından döndü. Sultan Abdülhamîd’in şöyle dediğini nakletti:

“Eğer Mr. Herzl, senin benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise, ona söyle bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben iki karış dahi olsa toprak satamam. Zîrâ bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmışlar ve yine kanlarıyla sulayıp yeşertmişlerdir. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne’de şehit düşmüşler; bir tânesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muhârebe meydanında kalmışlardır. Türk imparatorluğu bana âit değildir. Ben onun hiçbir parçasını vermem. Bırakalım Yahûdîler milyarlarını saklasınlar. Benim imparatorluğum parçalandığı zaman taksim edebilirler. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsâde edemem.”

Sultan Abdülhamîd’in doğru ve büyük sözleri beni sarstı, bir zaman bütün ümitlerimi kırdı. Bu sonu ölüm ve parçalanmaya giden karşı koymada trajik bir güzellik var. Mamafih son nefese kadar, pasif mukâvemet şeklinde de olsa mücâdele edeceğiz.

18 Mart 1900’de Sultan Abdülhamid Hana yapılan her türlü teklif, zorlama etkisiz kaldı. Hâlen bir tek plân aklıma geliyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar hergün biraz daha kötüye gidiyor. Sultana karşı bir kampanya açmalı. Bu iş içinde sürgün edilmiş prensler ve Jön Türkler kullanılmalı. Aynı zamanda Yahûdî sosyalistleri faaliyete geçmeli. Avrupa devletlerinin, Yahûdîlere Filistin’de toprak vermesi hususunda Osmanlı Devletine baskıda bulunmaları sağlanmalı.”

1948’de İsrail Devletinin kurulmasıyla Siyonizm gâyesine ulaşmış gibi gözükürse de, bütün dünyâda faaliyetine ara vermeden devam etmektedir.

Bu güne değin en çok tıklanılanlar